Başlıksız Belge

Dogon Ülkesi

Bu yazıyı yazarken birkaç sene öncesine gittim.2006 aralık ayı ve ben en sonunda Mali yolundaydım. En sonunda diyorum çünkü dünyadaki bütün gezginlerin görmek istediği bir ülkedir Mali.. Batı Afrika'da Gine ve Burkina Faso arasında, eski dünyada önemli bir ticaret yolunun üstünde, Nijer nehrinin bir ana damar gibi içinden geçtiği farklı bir ülke.. Benim buraya geliş sebebim ise diğer gezginlerden biraz farklı.. Mali müziğine olan bitmek bilmez aşkım ve animist inancın hala yaşadığı Dogon Ülkesi'ni görebilmek..Kuzey ve Güney Amerika müziğinin doğduğu topraklar olarak görürüm Mali'yi.. Uzun ve acılarla dolu bir yolculuk sonrasında yeni dünyaya ayak basan ve beyaz insanın kölesi haline gelen kara kıta insanının beraberinde getirdiği ve geleceğe kalabilen yegane mirasıdır müzik. Yeni topraklarında yeni bir biçimde şekillenir ve tüm dünyaya yayılır.

Mali topraklarını gezmeye Mopti'den başladım. Sonra Timbuktu ve ver elini Dogon Ülkesi.. Bandiagara Kayalıkları ile Mopti bölgesinin güneyindeki platoda 350 bin Dogon yerlisinin yaşadığı bölgeye verilen isimdir " Dogon Ülkesi " . Beni de dünyanın bu ucuna çeken şey ise, burada özel törenlerde maskelerle yaptıkları danslarını görebilmek. Dogon halkının tarihi ancak sözlü geleneklere dayalıdır. Onlar kendilerinden önce ataları olarak gördükleri Tellem halkının bu kayalıklarda yaşadıklarına inanırlar. Bu pigme insanların doğaüstü güçlerinin olduğunu ve istedikleri zaman devleşerek bu kayalıklara sıçrayarak tırmanabildiklerini hatta uçabildiklerini anlatırlar. Tellem halkı muhtemelen avcıydı, Dogonlar ise şimdilerde olduğu gibi çiftçi. Bölgeye geldiklerinde kendilerine ekilecek alan yaratmak için ağaçları kesince yaşam kaynaklarını kaybeden Tellem halkı bölgeyi terketmek zorunda kalmışlar. Aslında Dogonlar da 14. yüzyılda kovuldukları bölgeden bu topraklara gelip sığınmışlar. İlk gelenler Dyon, Arou, Ono ve Domno olarak anılan 4 Dogon ailesi. Onlar da müslüman Peul ordusu daha sonra da 1921'de Fransızların bölgeye gelmesi ile kayalıkları terkedip, tarımın kolay yapıldığı düzlük alana dağılmışlar. Yaşamlarını tarım ve azda olsa hayvancılıkla sağlayan bu halk hala geleneklerini sürdürmeye devam etmekte. Günümüzde çoğu islamiyet ya da hıristiyanlık dinini seçmiş olsa da hala animist inancın etkisi altındalar. Animizm ( herhangi bir doğal nesne ya da olaya canlı ruh atfetme) bu topraklarda hala yaşamakta. Hala dini reis Hogon seçilmekte ve evi korunmakta..hala köy büyüklerinin toplandığı 8 atayı temsilen 8 sütunlu Toguna'da toplanılmakta..hala köklerden gelen hikayeler anlatılmakta ve ritüeller devam etmekte..Belki bir gezgin için de bu toprakları kutsal yapan şey de bu.. değişime direnen bu yaşam şekli..

Yaratılış Mitosu önemli bir Dogon için. Yaşam şeklini belirleyen en önemli öge.. Bu nedenle hala kız ve erkek çocukları sünnet edilmekte.. Ne yazıkki bu gelenekten dolayı çogu kız çocuğu sakat kalmakta.. Bu insanın içini acıtan bir kıta gerçeğidir. Sanga, köyler arasında en önemli olanı.. Diğerleri ise İreli, Tireli, Banani.. Bu köylerde dikkatimi çeken şey evlerin yapıları oldu. Kerpiçten yapılmış damları sazlarla kapatılmış kare planlı evler, yanlarında ufak tahıl ambarları, kutsal sayılan ve duvarları sayısız tılsım ile kaplı avcı evleri,ihtiyarların toplandığı Toguna ve dini lider Hogon'un yaşadığı ev. Hogon özel olarak seçiliyor. Seçildikten sonra evden çıkması ve insanlara dokunması yasak. Köyde diğer yapılara benzemeyen dairesel yapılar var aralarda. Bunların adet gören kadınların bu süreyi geçirdikleri evler olduğunu öğrenince şaşırdım. Bu dönemde kadının temiz olmadığına inandıkları için, kadın evini terkedip bir süre bu evde toplumdan ve ailesinden ayrı yaşıyor. Bütün ritüeller arasında en önemli olanı belki de ölüm ritüeli. Yani daha yazının başında söylediğim maskelerle dansın yapıldığı an. Bir veda dansı. Bu güne kadar birçok animist topluluk gördüm. Hepsi farklı topraklardan. Ancak hepsini bir yapan tek şey vardı ölüm ritüeli. Dogon'da da farklı değildi. Tek fark dünyayı terkeden kişi maskelerle uğurlanıyordu. Bir Dogon ölünce ruhu vücudu terkediyordu ama köyü terkedip atalarının yanına gidebilmesi için 3 ayrı ritüelin gerçekleşmesi gerekiyor. Bunlardan ilki ölümden sonra hemen gerçekleştirilen gömü ritüeli. Ölüler baobab ağacının liflerinden yapılmış iplerle Tellemler döneminden kalma kayadan oyma mezarların içine yerleştirilir. Ölen kişinin ruhu vücudu terketmiştir ancak halen yaşadığı evdedir. Ölümden ancak 6 ay ya da bir sene sonra ikinci ritüel gerçekleştirilir. Bu süre içinde aile yasını tutar ve tören için gerekli şeyleri toparlar. Bu süre sonunda üç gün üç gece süren tören başlar ve bu süre sonunda ölünün ruhundan evini terketmesi istenir. Ruh evini terketmiştir ancak hala köyün içindedir. Dama adını verdikleri üçüncü tören beş sene sonra yapılır. Bu süre ruhun köyü iyilikle terketmesi için tanınan süredir. Son törende Awa kültünün üyeleri maske danslarını yaparak ruhu, köyü terkedip atalarının ülkesine doğru yolculuğa başlayacakları çalılıklara kadar takip ederler. Bu sırada ihtiyarlar ellerinde değnekleri ile toprağa vurarak hepbir ağızdan şarkı söylerler. Bu dansı sadece erkekler yaparlar. Özel seçilen bu üyeler maske geleneğinin koruyuculuğunu üstlenirler. Törenlerde maske kültünün üyeleri değişik insanların( yaşlı, erkek, kız, avcı, demirci, hırsız hatta guatr hastası bir insanın ) ya da hayvanların( siyah ve beyaz maymunlar,timsah, antilop) maskelerini takarak dans ederler. Bu maskelerin en ünlüsü yaratılış mitosuna ait Kanaga'dır.

Artık maske dansını izlemek için cenaze beklemeye gerek kalmamış modern dünyada. Bu bölgeye gelen meraklı turistler için Banani köyündeki meydanda özel gösteriler yapmaktalar. Ben ve benim gibi dünyanın bu farklı bölgesine her türlü zorluğa karşın gelmiş gezginler için bu unutulmaz bir andı. Ve tabii bu ölümsüz anı fotoğraflamak da.

Selda Sefer

 


Selda Sefer